Kuzey Avrupa’nın o meşhur soğuk, rüzgarlı ama bir o kadar da düzenli ve kendi halinde ülkesi Danimarka… Son yıllarda sürekli duyduğumuz “Hygge” diye bir yaşam felsefeleri var adamların; kabaca sıcak, rahat, samimi ve huzurlu anların tadını çıkarmak, küçük şeylerle mutlu olmak demekmiş. Kulağa gerçekten çok hoş ve estetik geliyor değil mi? Ama işin içine bizim Akdeniz insanının o kaynayan kanı, sıcakkanlılığı, bol kahkahalı muhabbeti ve kıpır kıpır enerjisi girince, Danimarkalıların o sakin, mesafeli ve biraz da soluk tavrı bazen oradaki gurbetçilerimize yetmeyebiliyor. Yüzünüze gülümseyen ama evine asla davet etmeyen o soğuk İskandinav kültürü içinde, insanın kendi özünü, kendi samimiyetini araması çok doğal. İşte tam da bu yüzden, Danimarka sohbet odaları oralarda yaşayan, okuyan veya çalışan insanlarımız için adeta çölde bir vaha, dijital bir kahvehane veya sıcacık bir oturma odası görevi görüyor.
Danimarka’da yaşamak dışarıdan, bilhassa Türkiye’den bakınca tam bir rüya gibi gelebilir; refah seviyesi dünya standartlarının zirvesinde, eğitim sistemi harika, sokaklar çöp bulamayacağınız kadar tertemiz. Ama işin psikolojik boyutu pek de öyle toz pembe değil. Akşam saat beşte işten ya da okuldan çıkıp eve döndüğünüzde, hava çoktan kararmışken, sokaklar bomboş kalıp herkes kendi evine çekildiğinde o meşhur gurbet yalnızlığı fena vurur insanı. O anlarda insanın canı, yüksek standartlı bir hayattan ziyade; Türkçe bir espri duymak, kendi kültüründen biriyle havadan sudan, bel altı vurmadan laflamak, biraz olsun memleket dedikodusu yapmak istiyor. İnsan doğası bu, nereye gidersen git köklerini arıyorsun.
Sohbet odaları, dışarıdaki hava kaç derece eksiye düşerse düşsün, kar fırtınaları ne kadar sert eserse essin, içeride her zaman sımsıcak, yazı aratmayan bir ortam sunuyor. Kopenhag’ın kalabalık caddelerinde, Aarhus’ta ya da ismini bile zor telaffuz ettiğimiz küçük bir Danimarka kasabasında yaşıyor olabilirsiniz; internet bağlantınız olduğu sürece Türkiye’den veya Avrupa’nın başka köşelerinden insanlarla saniyeler içinde anında bağlantı kurabiliyorsunuz. Bazen bir bakıyorsunuz Kopenhag’da üniversite okuyan, sınav stresinden bunalmış gencecik bir Türk öğrenci, İstanbul’daki bir yaşıtıyla gece yarısına kadar hayat, müzik ve hayaller üzerine harika bir sohbet ediyor. Aradaki binlerce kilometrelik mesafe, klavyenin tuşlarında eriyip kayboluyor.
Bu platformların, özellikle günümüzde en güzel ve çekici yanı, herkesin oraya sadece iletişim kurmak, “insan” olmak için gelmesi. Günümüz sosyal medyasında herkesin bir şey satma, güzelliğini gösterme, zenginliğiyle hava atma ya da beğeni toplama derdi var. Sohbet sitelerinde ise bu yorucu ve zehirli yarıştan tamamen uzaksınız. Tamamen anonim bir şekilde, sadece klavyeden dökülen kelimelerle, hislerinizle var oluyorsunuz. İnsan bazen en yakın arkadaşına, eşine dostuna anlatamadığı, içine attığı çok ağır bir sıkıntısını, hiç tanımadığı, yarın hatırlamayacağı bir “nick”e çok daha rahat anlatabiliyor. Bu da bir nevi psikolojik bir deşarj sağlıyor.
Danimarka sohbet kanalları sadece laklak yapılan, geyik muhabbeti dönen sıradan yerler değil elbette. Aynı zamanda ciddi bir bilgi paylaşım ağı, devasa bir tecrübe havuzu gibi de çalışıyor. Oraya yeni taşınan, sudan çıkmış balığa dönen biri oturum izniyle, vergi sistemiyle ilgili bir şey soruyor; yıllardır orada yaşayan, o yollardan çoktan geçmiş bir başkası üşenmeden tecrübesini aktarıyor. Türk marketi hangi mahallede bulunur, en iyi dönerci hangisi, memlekete ucuz uçak bileti nereden bulunur gibi son derece yerel ve hayati konular bile detaylıca konuşulabiliyor. Bir nevi dijital bir imece usulü, görünmez bir dayanışma bağı diyebiliriz buna.
Tabii işin bir de sadece eğlence, kafa dağıtma boyutu var ki o en keyiflisi. Günün bütün fiziksel ve zihinsel yorgunluğunu atmak, ekran karşısında kendi kendine gülmek, bir müzik botunun arka planda çaldığı damar veya hareketli şarkılar eşliğinde şiirler paylaşmak… Hatta oyun kanallarında kelime türetmece, test çözme gibi etkinliklerle zaman geçirmek… Zaten bir sohbet ortamını yıllarca ayakta tutan ve canlı kılan şey de tam olarak bu çeşitliliktir. Herkes o anki psikolojisine, moduna uygun bir köşe, kafa dengi bir muhabbet bulabiliyor.
Eskiden gurbetçilerimiz memlekete telefon açmak, ses duymak için bile tonla para harcardı, jeton kuyruklarında beklerdi. Şimdi WhatsApp var, görüntülü görüşme var ama nedense o yazılı sohbet sitelerinin o nostaljik tadı, o gizemli havası bir türlü eskimeye yüz tutmuyor. Çünkü burada asıl amaç zaten tanıdıklarla konuşmak değil; yepyeni insanlar tanımak, farklı hayat hikayelerine dokunmak ve ufku genişletmek.
Danimarka’nın o uzun, karanlık kış gecelerinde yalnızlığınızı paylaşacak, iki çift laf edecek birilerini arıyorsanız, bu odalar tam size göre dizayn edilmiş diyebilirim. Çekinmeden kendinize güzel bir rumuz alıp içeri dalın. Kimsenin sizi yargılamayacağı, saçınızla başınızla ilgilenmeyeceği, tamamen olduğunuz gibi davranabileceğiniz bu sanal ve özgür ortamda, belki de çok kafa dengi dostluklar kuracaksınız. Sonuçta mekan sanal olsa da, klavyenin ardında edilen o muhabbetler ve paylaşılan duygular tamamen sahici ve gerçek.